Günün Konuları (276)
Bütçe açığı 1 trilyon liraya yaklaştı, faiz harcaması yatırımları 5,5 kat aştı
Petroldeki Yükseliş Emtia Fonlarını Gündeme Taşıyor, Ancak Seçim Yaparken Portföy İçeriğine Bakmak Şart
Tahıl Piyasalarında Çoklu Baskı: Fiyatlar Yükseliş Trendinde
Altın Fiyatları İki Haftanın Zirvesinde: Yatırımcılar Fed Kararına Odaklandı
Trakya'dan Avrupa'ya Yeni Lojistik Köprü: Ticaret Odasından Stratejik Adım
Türkiye'de araç filosu hızlaıyor: Dizel ve LPG gerilerken elektrikli ve hibrit patlama yaşıyor
Çin'den Yeni İngiltere Hükümetiyle Ekonomik İlişkileri Güçlendirme Sinyali
Trump’tan 60 Ülkeye Yeni Gümrük Vergisi Uygulaması İddiası
Ziraat Bankası Arnavutluk'ta Stratejik Adımını Genişletiyor: Tiran Şubesi Açıldı
ABD Doları Cinsinden Tahvil ve Kira Sertifikası İhracı Tamamlandı
ABD'nin İran savaş maliyeti 37,5 milyar dolara ulaştı
Çinli yapay zeka girişimi Moonshot AI, halka arz öncesi son yatırım turu için hazırlık yapıyor
Akdeniz'de Boru Hattı İçin Sismik Çalışmalar Başlıyor: Enerji Piyasalarına Yeni Dinamik
Orta Doğu gerilimi enflasyon endişelerini tetikledi: Fed'in faiz indirimi beklentileri zayıflayabilir
Altın Piyasası 4000 Doların Üstünde Taban mı Oluşturuyor? Uzman Görüşleri ve Piyasa Etkisi
Türkiye'de Kesimhanelerde Kamera ve Dijital Takip Zorunlu Olacak: Maliyetler ve Sektörel Etkiler Değerlendirilmeli
Hürmüz Boğazı riski Brent petrolü 120 doların üzerine çıkarabilir
Petrol tankeri patlaması Hürmüz Boğazı'nı kilitledi
Fransa'nın sosyal medya yasağı teknoloji devleri için yeni bir risk unsuru olarak gündemde
Net Uluslararası Yatırım Pozisyonu Açığı Mayıs Ayında Genişledi
Kripto madencisinden dev yapay zeka hamlesi: 1 gigavatlık tesis tam kapasite kiralandı
Merkezi yönetimin brüt borç stoku 15 trilyon lira sınırında
Hazine'den Yaklaşık 20 Milyar Liralık Yeni Kira Sertifikası İhracı Tamamlandı
Kuzey Kıbrıs'ta Deniz Trafiği Gözetim Sistemi Devreye Girdi: Doğu Akdeniz'de Stratejik Denetim Güçleniyor
AOSB'de Yeni Yatırım: Sosyal Altyapı Tesisi İçin Yapım Süreci Başlıyor
Avrupa'da devlet piyasaya geri dönüyor: Karbon düzenlemelerinin ötesinde yatan büyük dönüşüm
Meseleyi basit tutalım. AB yirmi yıldır bir emisyon ticaret sistemi işletiyor. Bu sistemde karbon salan şirketler bir bedel ödüyor. Daha az salan firmalar avantajlı hale geliyor. Ama başından beri bir sorun vardı. Avrupalı üretici karbon maliyeti öderken, aynı ürünü karbon maliyeti olmayan ülkelerde üreten rakipler daha ucuza mal edebiliyordu. Üretim dışarı kayabilirdi. Bu yüzden AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nı hayata geçirdi. Artık ithal edilen ürünler de benzer bir karbon maliyetine tabi tutulacaktı.
Şimdi masada yeni bir değişiklik var. Ücretsiz emisyon tahsislerinin tamamen kaldırılacağı tarih 2034'ten 2038'e öteleniyor. Teknik görünüyor. Ama satır aralarında çok daha önemli bir şey yazıyor. Eski sistemde ücretsiz tahsisler doğrudan rekabet gücünü korumak için veriliyordu. Yeni öneride ise bu imkandan yararlanmak için şirketlerin karbon azaltımına yatırım yaptığını göstermesi gerekiyor. Yani AB artık yalnızca "kirletiyorsan bedelini öde" demiyor. "Dönüşüm yaparsan arkanda dururum" diyor.
Bu aslında devletin ekonomideki rolüne dair temel bir fikir değişikliğinin göstergesi. Otuz yıldır hâkim olan düşünce şuydu: Piyasalar kaynakları en iyi dağıtır, devlet mümkünse hiç karışmasın. Washington Uzlaşısı denen bu yaklaşım uzun yıllar Türkiye dahil pek çok ülkenin ekonomi politikalarına yön verdi. Sanayi politikası ise devletin "kazanan seçmeye çalışması" olarak görülüyordu.
Ama 1997 Asya Finansal Krizi bu düşünceyi sarsmaya başladı. Serbest sermaye hareketleri ve hızlı finansal serbestleşme her zaman iyi sonuç vermiyordu. Sonra 2008 Küresel Finans Krizi geldi. Dünyanın en gelişmiş ekonomileri bile finansal sistemi kurtarmak için devasa kamu müdahalelerine başvurdu. Artık "devlet müdahale etmeli mi" tartışması bitti, yerine "nasıl müdahale etmeli" sorusu geldi.
Pandemi ise tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Maske bulanamadı, çip bulanamadı, limanlar durdu. En düşük maliyet tek başına hedef olmaktan çıktı. Dayanıklılık en az verimlilik kadar önemli hale geldi. Ardından Rusya-Ukrayna Savaşı enerji güvenliğini yeniden gündemdeki üst sıralara taşıdı. Çin'in kritik mineraller ve temiz teknolojilerdeki hakimiyeti ise stratejik bağımlılık endişelerini büyüttü.
Tüm bunların sonucunda devletler artık yalnızca üretimi korumuyor. Dönüşümü yönlendirmeye çalışıyor. Temiz teknolojileri destekliyor. Stratejik sektörleri büyütüyor. Kritik hammaddelere erişimi güvence altına almaya uğraşıyor. Karbon politikalarını da bu aracın bir parçası olarak kullanıyor.
Bugün Avrupa'da yaşanan dönüşüm klasik bir devlet müdahalesi değil. Performans odaklı, hedefe bağlı, dönüşümü teşvik eden yeni nesil bir sanayi politikası. Devlet ekonomide ama eski araçlarla değil.
Burada Türkiye açısından çok kritik bir soru var. Türkiye'de tartışma çoğu zaman "SKDM ihracatımızı ne kadar etkileyecek" noktasına sıkışıyor. Bu önemli bir soru. Ama asıl soru daha geniş olmalı. Avrupa'nın sanayi politikası kalıcı değişiyorsa, Türkiye bu yeni döneme nasıl hazırlanacak? Avrupa yalnızca karbon salımını azaltmıyor, geleceğin üretim yapısını da şekillendiriyor.
Bu değişim serbest ticaretin sonu değil. Serbest ticaretin baştan tanımlandığı bir dönemin başlangıcı. İklim politikası, sanayi politikası, teknoloji politikası ve jeopolitik artık birbirinden ayrı düşünülemez hale geldi.
Ancak bir uyarı da gerekiyor. Devletin ekonomide daha etkin rol alması tek başına başarı getirmez. Geçmişte başarısız sanayi politikaları da gördü bu dünya. Farkı yaratan devletin müdahale edip etmemesi değil, bunu hangi kurumlarla, hangi kurallarla ve ne ölçüde hesap verebilirlik içinde yaptığıdır.
Piyasa Etki Analizi
Bu dönüşümün Türkiye açısından doğrudan etkileri var. Avrupa'nın karbon düzenlemeleri Türk ihracat sanayii için maliyet artışı demek. Özellikle çelik, alüminyum, çimento ve kimya sektörleri ilk etkilenenler olacak. Sınırda karbon düzenlemesi ile birlikte Avrupa'ya ihracat yapan Türk firmaların karbon ayak izini düşürmesi veya ek maliyetlere katlanması gerekecek. Bu durum uzun vadede Türk sanayisinin rekabet gücünü doğrudan etkileyecek. Öte yandan yeşil dönüşüme erken yatırım yapan firmalar yeni dönemin kazananı olabilir. Avrupa'daki bu devlet müdahalesi eğilimi küresel ticaret kurallarını yeniden yazıyor. Türkiye'nin bu sürece pasif kalması stratejik bir hata olur. Enerji maliyetleri, yeşil teknoloji yatırımları ve karbon fiyatlaması Türkiye'deki üretim maliyetlerini ve dolayısıyla enflasyonu da uzun vadede etkileyecek unsurlar arasında yerini alıyor.