Günün Konuları (276)
Küresel Piyasalarda Jeopolitik Riskler ve Teknoloji Hisseleri Üzerindeki Satış Baskısı Devam Ediyor
Yapay Zeka Hisselerinde Düzeltme Derinleşirken Enerji Piyasaları Savaş Riskiyle Yükseliyor
IMF'nin Birleşik Krallık Ekonomisi Raporu: Büyüme Tahminleri ve Enerji Riskleri
Güvenlik Endişesiyle Piyasadan Toplatılan Peluş Kaz Oyuncağı
YEŞİL YATIRIM HOLDİNG 2025 YILI ZARARINI GELECEK YILA BIRAKIYOR
ABD Perakende Satış Verileri Yatırımcılar Ne Anlam İfade Ediyor?
IMF'nin Birleşik Krallık Ekonomisi Büyüme Tahminleri ve Piyasa Sinyalleri
Bankacılık Sektöründe Yapay Zeka Güvenlik Endişeleri Yatırımcı Gündemine Oturuyor
Fed İstihbarat Sızıntısı Riskine Karşı İçeriden Uyarılar Yayımladı
Bakan Bolat'tan Brüksel'de AB'ye ticaret ve yatırım politikası mesajı
ABD dev bankalarının rekor kârlılığı, istihdamda sert düşüşü engelleyemedi
Türkiye'nin Yeni Depozito Sistemi: Ekonomiye 30 Milyar Lira Katkı, Yeni Yatırım Alanları
Ortadoğu Savaşı Küresel Ticaret Hızını Kesiyor: Yeni Siparişler Düşüşte
TCMB Rezervlerinde Güçlü Yükseliş: Toplam Varlıklar 163,3 Milyar Doları Gördü
Tarımsal Üretici Fiyatlarında Keskin Düşüş: Yıllık Enflasyon Verisinde Yeni Sinyaller
Kritik Mineraller Piyasasında Çin Riski: Küresel Üretim Hattında 6,5 Trilyon Dolar Tehdidi
Tarım-ÜFE Verileri Enflasyon Dinamikleri Hakkında Yeni Sinyaller Veriyor
Türkiye İnşaat Sektöründe Yıllık ve Aylık Daralma Sürdürüyor
TCMB Faiz Kararı Ne Zaman? Merkez Bankası Toplantı Takvimi ve Beklentiler
Yatırımlara Yeni Güvence: Borsa Varlıklarına Koruma Kalkanı ve e-Devlet Dönemi
Gazprom Hisseleri 17 Yılın Dibinde: Rus Enerji Devinde Çöküş
İnşaat Üretimindeki Düşüş Faiz ve Enflasyon Baskısını Yansıtıyor
Altın Fiyatları Enflasyon Verileri ile Orta Doğu Gerilim Arasında Baskı Altında Seyrediyor
TSMC ABD'deki Yatırımını 100 Milyar Dolar Daha Artırmayı Planlıyor
E-ihracat Türkiye'nin ihracat stratejisinde kritik bir büyüme motoru olarak konumlanıyor
Avrupa'da devlet piyasaya geri dönüyor: Karbon düzenlemelerinin ötesinde yatan büyük dönüşüm
Meseleyi basit tutalım. AB yirmi yıldır bir emisyon ticaret sistemi işletiyor. Bu sistemde karbon salan şirketler bir bedel ödüyor. Daha az salan firmalar avantajlı hale geliyor. Ama başından beri bir sorun vardı. Avrupalı üretici karbon maliyeti öderken, aynı ürünü karbon maliyeti olmayan ülkelerde üreten rakipler daha ucuza mal edebiliyordu. Üretim dışarı kayabilirdi. Bu yüzden AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nı hayata geçirdi. Artık ithal edilen ürünler de benzer bir karbon maliyetine tabi tutulacaktı.
Şimdi masada yeni bir değişiklik var. Ücretsiz emisyon tahsislerinin tamamen kaldırılacağı tarih 2034'ten 2038'e öteleniyor. Teknik görünüyor. Ama satır aralarında çok daha önemli bir şey yazıyor. Eski sistemde ücretsiz tahsisler doğrudan rekabet gücünü korumak için veriliyordu. Yeni öneride ise bu imkandan yararlanmak için şirketlerin karbon azaltımına yatırım yaptığını göstermesi gerekiyor. Yani AB artık yalnızca "kirletiyorsan bedelini öde" demiyor. "Dönüşüm yaparsan arkanda dururum" diyor.
Bu aslında devletin ekonomideki rolüne dair temel bir fikir değişikliğinin göstergesi. Otuz yıldır hâkim olan düşünce şuydu: Piyasalar kaynakları en iyi dağıtır, devlet mümkünse hiç karışmasın. Washington Uzlaşısı denen bu yaklaşım uzun yıllar Türkiye dahil pek çok ülkenin ekonomi politikalarına yön verdi. Sanayi politikası ise devletin "kazanan seçmeye çalışması" olarak görülüyordu.
Ama 1997 Asya Finansal Krizi bu düşünceyi sarsmaya başladı. Serbest sermaye hareketleri ve hızlı finansal serbestleşme her zaman iyi sonuç vermiyordu. Sonra 2008 Küresel Finans Krizi geldi. Dünyanın en gelişmiş ekonomileri bile finansal sistemi kurtarmak için devasa kamu müdahalelerine başvurdu. Artık "devlet müdahale etmeli mi" tartışması bitti, yerine "nasıl müdahale etmeli" sorusu geldi.
Pandemi ise tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Maske bulanamadı, çip bulanamadı, limanlar durdu. En düşük maliyet tek başına hedef olmaktan çıktı. Dayanıklılık en az verimlilik kadar önemli hale geldi. Ardından Rusya-Ukrayna Savaşı enerji güvenliğini yeniden gündemdeki üst sıralara taşıdı. Çin'in kritik mineraller ve temiz teknolojilerdeki hakimiyeti ise stratejik bağımlılık endişelerini büyüttü.
Tüm bunların sonucunda devletler artık yalnızca üretimi korumuyor. Dönüşümü yönlendirmeye çalışıyor. Temiz teknolojileri destekliyor. Stratejik sektörleri büyütüyor. Kritik hammaddelere erişimi güvence altına almaya uğraşıyor. Karbon politikalarını da bu aracın bir parçası olarak kullanıyor.
Bugün Avrupa'da yaşanan dönüşüm klasik bir devlet müdahalesi değil. Performans odaklı, hedefe bağlı, dönüşümü teşvik eden yeni nesil bir sanayi politikası. Devlet ekonomide ama eski araçlarla değil.
Burada Türkiye açısından çok kritik bir soru var. Türkiye'de tartışma çoğu zaman "SKDM ihracatımızı ne kadar etkileyecek" noktasına sıkışıyor. Bu önemli bir soru. Ama asıl soru daha geniş olmalı. Avrupa'nın sanayi politikası kalıcı değişiyorsa, Türkiye bu yeni döneme nasıl hazırlanacak? Avrupa yalnızca karbon salımını azaltmıyor, geleceğin üretim yapısını da şekillendiriyor.
Bu değişim serbest ticaretin sonu değil. Serbest ticaretin baştan tanımlandığı bir dönemin başlangıcı. İklim politikası, sanayi politikası, teknoloji politikası ve jeopolitik artık birbirinden ayrı düşünülemez hale geldi.
Ancak bir uyarı da gerekiyor. Devletin ekonomide daha etkin rol alması tek başına başarı getirmez. Geçmişte başarısız sanayi politikaları da gördü bu dünya. Farkı yaratan devletin müdahale edip etmemesi değil, bunu hangi kurumlarla, hangi kurallarla ve ne ölçüde hesap verebilirlik içinde yaptığıdır.
Piyasa Etki Analizi
Bu dönüşümün Türkiye açısından doğrudan etkileri var. Avrupa'nın karbon düzenlemeleri Türk ihracat sanayii için maliyet artışı demek. Özellikle çelik, alüminyum, çimento ve kimya sektörleri ilk etkilenenler olacak. Sınırda karbon düzenlemesi ile birlikte Avrupa'ya ihracat yapan Türk firmaların karbon ayak izini düşürmesi veya ek maliyetlere katlanması gerekecek. Bu durum uzun vadede Türk sanayisinin rekabet gücünü doğrudan etkileyecek. Öte yandan yeşil dönüşüme erken yatırım yapan firmalar yeni dönemin kazananı olabilir. Avrupa'daki bu devlet müdahalesi eğilimi küresel ticaret kurallarını yeniden yazıyor. Türkiye'nin bu sürece pasif kalması stratejik bir hata olur. Enerji maliyetleri, yeşil teknoloji yatırımları ve karbon fiyatlaması Türkiye'deki üretim maliyetlerini ve dolayısıyla enflasyonu da uzun vadede etkileyecek unsurlar arasında yerini alıyor.